Tam Anlamıyla Görülmek ve Tanınmak: Engelliliği Onaylayan Bir Öğretim Yaklaşımı

Özel eğitim alanında son birkaç on yılda, yetenek ya da yetersizlik durumuna bakılmaksızın her öğrencinin potansiyelini gerçekleştirebileceği sınıflar oluşturmak için önemli ilerlemeler kaydedilmiştir. Bu çalışmaların büyük bölümü, engelli öğrencilerin akademik olarak geride bırakılmamasını sağlamaya yönelik erişim (access) anlayışı tarafından yönlendirilmiştir. Bu elbette önemli bir amaçtır; ancak çoğu zaman eksiklik odaklı bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Buna göre okulun tek bir “normal” işleyiş biçimi vardır ve engelli öğrencilerin bu düzene daha iyi uyum sağlamalarına yardımcı olacak stratejiler geliştirilir. Bu çabalar erişimi artırmada başarılı olmuş olsa da, engelli öğrencileri hâlâ bir yönleriyle eksik konumunda bırakmaktadır.

Eksik olan şey ise, engelliliği bir kimlik ve gurur kaynağı olarak kabul eden ve sürdüren bir yaklaşımdır.

Bu yaklaşım, Amy Tondreau ve Laurie Rabinowitz’in yazdığı Sustaining Cultural and Disability Identities in the Literacy Classroom, K-6 adlı kitabın temel konusudur. Yazarlar, hem kendi eğitimcilik deneyimlerinden hem de yirmiden fazla sınıf öğretmeninin görüşlerinden yararlanarak, engelliliği sürdüren pedagoji (disability-sustaining pedagogy) kavramını ele almaktadır. Bu yaklaşım yalnızca erişim sağlamayı değil, aynı zamanda engelli öğrencilerin kimlikleriyle gurur duymalarına yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Kitap ağırlıklı olarak ilkokul düzeyindeki okuryazarlık öğretimine odaklansa da, engelli öğrencilerle çalışan herkes için değerli görüşler ve uygulamalar sunmaktadır.

Engelliliği Sürdüren Pedagojinin Temelleri

Bu yaklaşımın teorik altyapısı, Gloria Ladson-Billings’in geliştirdiği Kültürel Olarak İlgili Öğretim (Culturally Relevant Teaching) anlayışına ve Django Paris ile Samy Alim’in bunu genişleterek oluşturduğu Kültürel Olarak Sürdürücü Pedagojiler (Culturally Sustaining Pedagogies) yaklaşımına dayanmaktadır.

Tondreau’ya göre kültürel olarak sürdürücü pedagoji, bizden ırksal, dilsel ve dini kimlikler gibi birçok farklı kimliği düşünmemizi ister ve engellilik de genellikle bu listeye dahil edilir. Ancak araştırma ve sınıf örneklerinde engellilik çoğu zaman somut biçimde ele alınmamıştır. Çalışmalar genellikle ırk, dil ya da kültüre odaklanmış; engellilik ise yeterince geliştirilmemiştir.

Bu nedenle yazarlar şu soruyu sormaya başlamıştır:

“Engelliliği sürdürülmeye değer bir kültürel kimlik olarak ele alsaydık ne olurdu?”

Çünkü okullarda hâlâ büyük ölçüde engelliliğin tıbbi modeli kullanılmaktadır. Bu modelde odak noktası öğrencide neyin yanlış olduğudur. Oysa yazarlar, eksiklik odaklı bakış açısından uzaklaşıp öğrencilerin güçlü yönlerine odaklanan güçlü yanlar perspektifine (asset lens) geçilmesi gerektiğini savunmaktadır. Böylece engelli bireylerin bilgi edinme, öğrenme ve dünyayı deneyimleme biçimleri değerli görülür.

Yazarlar, engelli öğretmenlerle yaptıkları görüşmeler sonucunda üç temel ilke belirlemiştir:

  1. Erişimin ötesine geçerek kültürel kimliklere odaklanmak.
  2. Öğrencilerin, engellerine rağmen güçlü yönlerini kullanmayı öğrenmiş yetişkin engelli bireyleri tanımasını sağlamak.
  3. Engelli olmayan bireylerin, engelli insanların dünyayı algılama ve deneyimleme biçimlerinden neler öğrenebileceğini düşünmek.

Engellilik Kimliğini Destekleyen Uygulamalar

  1. Engelliliği Onaylayan Diyaloglar

Öğretmenlerin yapabileceği en güçlü şeylerden biri, öğrencilerin kendi kimlikleri hakkında konuşabilecekleri güvenli alanlar oluşturmaktır. Bu, engelliliklerini de kapsar.

Rabinowitz’e göre öğrenciler, nöroçeşitliliğe sahip bir beynin ya da farklı çalışan bir bedenin nasıl işlediği üzerine konuşabilirler. Bu tür konuşmalar yalnızca engelli öğrencileri güçlendirmez; tüm öğrencilerin öğrenmenin nasıl gerçekleştiğini anlamalarına katkı sağlar.

Ancak bu diyaloglar güvene dayanmalıdır. Her öğrenci kimliğini paylaşmak istemeyebilir. Bu nedenle öğretmenlerin öğrencileri iyi tanıması ve kimin hangi düzeyde paylaşım yapmak istediğini bilmesi gerekir.

Engelliliği hakkında doğrudan konuşmak istemeyen öğrenciler için ise öğrenme stratejileri, dikkat toplama yöntemleri ve karşılaşılan güçlükler hakkında tüm sınıfla genel tartışmalar yapılabilir. Böylece engellilikle ilgili konuşmalar olağan ve doğal bir sınıf uygulaması hâline gelir.

  1. Materyalleri Engellilik Temsiline Göre Seçmek veya Uyarlamak

Pek çok müfredatta engellilik ya görünmezdir ya da Helen Keller gibi tekil örneklerle temsil edilir. Oysa çağdaş ve çeşitli temsillere ihtiyaç vardır.

Yazarlar, engelli bireylerin gündelik yaşamlarını anlatan eserlerin sınıflarda kullanılmasını önermektedir. Özellikle engelli yazarlar tarafından yazılmış kitaplar, öğrencilerin bu kimlikleri müfredat içinde görebilmelerine olanak sağlar.

Öğretmenler hazır bir müfredat kullanmak zorunda olsalar bile metinleri yeniden yazdırabilir, dönüştürebilir veya daha kapsayıcı hâle getirebilirler. Örneğin fonik öğretim materyallerindeki örnek ses kartları öğrencilerin kendi fotoğrafları veya önerdikleri kelimelerle yeniden düzenlenebilir. Böylece materyaller sınıfın gerçek çeşitliliğini daha iyi yansıtır.

  1. Akran Grupları ve Mentorluk Programları Oluşturmak

Kitaba katkıda bulunan birçok kişi, engelli bir mentorlarının hiç olmadığını belirtmiştir. Ayrıca kendilerini ait hissedebilecekleri bir engellilik topluluğunun parçası olmadıklarını ifade etmişlerdir.

Bu nedenle okullar:

  • Engellilik kimliğine yönelik kulüpler,
  • Mentorluk programları,
  • Destek grupları

oluşturabilir.

Öğrenci meclislerinde bile “erişilebilirlik temsilcisi” gibi roller oluşturulabilir. Böylece öğrenciler engelliliği yalnızca destek gerektiren bir durum olarak değil, gurur duyulabilecek bir kimlik olarak görmeye başlarlar.

  1. Alternatif Süreçler Sunmak

Engelliliği sürdüren öğretim anlayışı, aynı stratejinin herkes için işe yaramayacağını kabul eder.

Örneğin grafik düzenleyiciler birçok öğrenciye yardımcı olurken bazı otistik öğrenciler için yazmayı daha zor hâle getirebilir. Bu nedenle öğretmenler:

  • Grafik düzenleyici kullanma,
  • Yazılı paragraf sunma,
  • Sözlü açıklama yapma

gibi farklı seçenekler sunabilir.

Bu esneklik özellikle kaygı bozukluğu veya DEHB olan öğrenciler için yararlıdır. Amaç, öğrencileri tek bir yönteme zorlamak değil, onların güçlü yönlerine uygun yollar oluşturmaktır.

  1. Engelli Eğitimcileri ve Toplulukları Dinlemek

Engelli bireylerin yaşanmış deneyimleri, engelliliğin yalnızca uyum sağlanması gereken bir durum değil, aynı zamanda kültürel bir kimlik olduğunu anlamamıza yardımcı olur.

Yerel çevrede engelli eğitimciler bulunmasa bile öğretmenler, engelli yazarların kitaplarından ve deneyim anlatılarından öğrenebilirler. Özellikle çocuk kitapları, öğrencilerin okul yaşamında engelliliği nasıl deneyimlediğini anlamak açısından değerli kaynaklardır.

Sonuç

Tondreau’ya göre bu uygulamalar yaygınlaşırsa engellilik artık utançla ilişkilendirilen bir konu olmayacaktır. Günümüzde bazı öğretmenler ve öğrenciler bu yönlerini gizlemeye çalışmaktadır. Oysa engelliliği sürdüren sınıflarda öğrenciler ve öğretmenler “tam anlamıyla görülmüş ve tanınmış” hisseder; kimliklerinin bu yönünün değerli olduğu mesajını alırlar. Böylece engellilik, düzeltilmesi gereken bir eksiklik değil, saygı duyulan ve desteklenen bir insan çeşitliliği biçimi olarak kabul edilir.

Jennifer Gonzalez
Orijinal Kaynak